Yurtdışı

Amsterdam Cilt II

Aslında bu tam olarak bir gezi yazısı değil. O zaman niye tekrar Amsterdam blogu yazıyorum? Amsterdam’ı çok sevdiğim için 🙂

Şöyle ki bu tatilde asıl gitmek istediğim yer Giethoorn’du. Kuzey Hollanda’da bulunan Giethoorn’a gitmek için de en kolay yol Amsterdam gibi göründü, zaten Amsterdam’a da gerçekten bayıldığım için geceyi orada geçirmek için kendime bahane bulmuş oldum.

Dipnot: gerçekten bir şeyler anlattığım Amsterdam gezi yazısına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Amsterdam Schipol Havalimanı’ndan şehre ulaşım

Şimdi yukarıda Amsterdam’ı ne kadar sevdiğimi anlatsam da çok gıcık bir olayları var, tren biletini satın aldığınız makineler sadece bozuk para veya kredi kartı kabul ediyor. Aynı şey Giethoorn’da da başıma geldi, onu ayrıca anlatacağım. Eğer nakit parayla bilet almak isterseniz info yazan yerlerden alabiliyorsunuz. Onlar da 24 saat çalışmıyor zaten, yani ne olur ne olmaz kredi kartınızı yurtdışına açtırmanızda fayda var. Havalimanından Central’e bilet alarak şehir merkezine çok rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz.

Şehir merkezine geldikten sonra da tramvaylarla ya da yürüyerek istediğiniz yere gidebilirsiniz. Tramvay biletini ise tramvayın içindeki görevlilerden (muavin desem herkes anlar herhalde) alıyorsunuz. Ne yalan söyliyim çok kalabalıksa ben arada kaynamayı tercih ediyorum, boş olduğunda mecburen veriyorsunuz tabi 🙂 Ama napalım tek gidiş 2.70 euro, 10 dakikalık yol için de toplu taşımaya 10 lira vermek insanın içini acıtıyor. İstanbul’da metrobüsün bir ucundan diğeri bile 10 lira değil, ki arada kaç kilometre fark var… Bunları böyle yazıyorum da biletsiz binmenin de para cezası var tabii, 3 euro kurtarayım derken yakalanacağım bir gün ama neyse ?

Amsterdam’da nerede kaldım?

Van Onna Hotel (Bloemgracht 102, 1015 TN Amsterdam, Hollanda)

Aslında yine geçen sefer kaldığımız otel olan Art Gallery Hotel’de kalmayı düşünüyordum (her ne kadar memnun kalmasam da), çünkü fiyatı Amsterdam’a oranla gerçekten iyi. Ama tatil ayarlama kısmı tam final haftasına denk geldiği için rezervasyon yaptırmakta oldukça geç kaldım. Otellere baktığımda Art Gallery çoktan dolmuştu ve hostel dışında en ucuz bulduğum otele rezervasyon yaptırdım. Burası da şansıma Van Onna Hotel oldu. Sadece 1 gece kalacağım için çok dikkatli seçmemiştim ama gittiğimde tesadüfen de olsa çok keyifli bir yer seçtiğimi farkettim.

Gece vardığım için karanlıkta otelin girişini bulmam biraz zor oldu, nasıl olduysa… Girişi otelden çok bir kafeyi andırıyor, ve resepsiyon da zaten kafe tarzında dekore edilmiş. Check-in yaptırdıktan sonra odaya giderken yine merdivenlerle bir imtihan yaşadıktan sonra (bu kadar dik ve dar yapmaktan neden zevk alıyorlar henüz çözemedim) sokaklarda dolaşıp biraz fotoğraf çektim. Saat artık çok geç olduğu için de Burger Bar’a gitme hayallerim suya düştü. (instagram hikayelerinde ve ilk blogda kesin gideceğim demiştim, gidemedim ?)

Sabah ise harika bir manzaraya uyandım. Giethoorn trenine yetişmeden önce biraz fotoğraf çekeyim diye hızlıca kahvaltı edip yine dışarıya çıktım. Bu arada kahvaltı fiyata dahil sanıyordum ama değilmiş, saçma bir açık büfe için bir de para vermiş oldum, biraz içime oturdu. Bu yaptığım saçmalığı da yine final haftasına veriyorum… Yani kalacaksanız da kahvaltı etmeyin otelde 🙂 , çook daha güzel kahvaltı yerleri var.

Yaklaşık 1-1.5 saat fotoğraf çektikten sonra otele dönüp eşyalarımı topladım ve Giethoorn‘a doğru yola çıktım ?

 

Otelin girişi

Odamın manzarası

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir